250+ Doküman · Tamamı Ücretsiz
Bizi takip edin:
İndir

Bir Ananın Mektubu – Afet İnce Kırat

26 Ocak 2026 Fizik Konu Anlatımları

Duvarların Ardındaki Sessiz Çığlık: Bir Ananın Mektubu

Bir Ananın Mektubu Eseri Hakkında Değerlendirme: Tarihin akışını değiştiren büyük olayların gölgesinde, çoğu zaman en insani hikâyeler sessizliğe gömülür. Afet İnce Kırat’ın kaleme aldığı bu mektup, o sessizliği bozan bir annenin, Zübeyde Hanım’ın yürek burkan feryadıdır.

Metin, 20 yaşındaki Hava Harp Okulu öğrencisi Fatih’in ve onunla benzer kaderi paylaşan gençlerin 15 Temmuz gecesi yaşadıklarına ışık tutuyor. Bir annenin, evladının masumiyetine olan inancını, adalet arayışını ve Silivri Cezaevi duvarlarına çarpan çaresizliğini okuyacaksınız. “Mağdur da var, mazlum da var” diyerek biten bu satırlar, yalnızca siyasi bir eleştiri değil; aynı zamanda evladını bekleyen bir ailenin dramatik belgesidir. Aşağıdaki mektup, anaların yüreğindeki sönmeyen yangını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

BİR ANANIN MEKTUBU

Benim adım Zübeyde. Yarım asrı aşkın bir yaştayım. Bu güne kadar ailece namusumuzla, gururumuzla, bize vatan olan Türkiye’de bulunmanın onuruyla yaşadık. Vatandaşlık görevimizi eksiksiz yapmaya çalıştık. Dört evlat sahibiyim. En küçük ve tek oğlum Fatih henüz 20 yaşında, fiziğiyle ve ahlakıyla dikkat çeken bir çocuktu. Yüreği vatan sevgisiyle doluydu. Onun gönlünde yatan tek meslek askerlikti. Hava Harp Okulunda bilgisayar mühendisliği okuyordu.

14 Temmuz günü her zamanki olağan günlerini geçirdikten sonra yatmışlar. Gece gelen bir emirle kalkmışlar. Bir talim yapılacağı söylenmiş. Zaman zaman yapıldığı için hiç şüphelenmeden belirtilen yerde toplanmışlar. Komutanların asıl hedefi hepsini almak olsa da yeterli yer olmadığı için isimler okunarak seçim yapılmış, oğlumun da içinde olduğu asker öğrenciler yola çıkmışlar. İstanbul yoluna gittiklerini fark ettiklerinde saygı çerçevesinde sorgulamaya başlamışlar, komutanlar ise onları susturmuş. Köprünün başında durana kadar ne olduğunu bile bilmiyorlarmış. Otobüsün önü binlerce sivil tarafından kapatılmış. Komutan ateş emrini vermiş ama öğrenciler itiraz ederek emri dinlememişler. Komutan havaya ateş ederek halkı dağıtmaya çalışmış. Tam o sırada kargo kamyonlarından ellerinde silahlar ve bombalar olan başka siviller çıkmış. Rastgele ateş etmeye başlamışlar. Öğrencilerin bulunduğu otobüs alev almış. Çocuklar dışarı çıkmak zorunda kalmışlar. Otobüsün arkasına saklanmaya çalışırken iki arkadaşları halk tarafından linç edilmiş. Bir kısmı da yaralanmış. Bu gencecik çocuklar gördüklerinden sonra iyice korkmuşlar. Kendilerini komutanlarının gelip kurtaracağını düşünürken iki komutanın darbe girişimi hakkında konuştuklarını duymuşlar. Polise teslim olmaya karar vermişler.

Götürüldükleri yerde yeniden aynı şoka uğramışlar. Kimseye silah çekmeyen, sivil halkı korumak için okuldan atılma pahasına komutanlarına bile karşı koyan bu çocuklar, gözaltında kaldıkları süre içinde işkenceye tabi tutulmuş. Üç gün yemek ve su verilmemiş. Daha sonra tutuklanma kararı çıkmış ve Silivri Cezaevi’ne gönderilmişler. Üzerinden aylar geçtiği halde yargılanmaları yapılmamış, birçok mağduriyet içinde sonlarını beklemekteler.

Bunlar, çocuğumun ve diğer çocukların ailelerine anlattıklarından aklımda kalanlardır.

Şimdi ne kadar zor olsa da düşüncelerimi, duygularımı, isteklerimi dile getirmeye çalışacağım. Evet, zor; zira duygularımı anlatacak kelimeler yok, bulamıyorum. Hüzün desem yetersiz, kaygı desem yetersiz, üzüntü desem yetersiz… Oğlumun suçlu olduğuna inanmıyorum, onun için hislerimi anlatmaktan acizim. Onu tanıyan kimse de inanmıyor. Doğduğundan beri vatan aşkıyla ve İslam’ın gerektirdiği gibi yetiştirdik onu. Bu güne kadar tek bir yanlışı olmadı ne bize ne de tanıdıklarımıza karşı. Anlattıklarına inanıyoruz; zira şimdiye kadar yalan da söylemedi. Üstelik oğlum ve arkadaşları henüz çocukluktan çıkmış birer öğrenciydi. Askerliğin olmazsa olmazı emirlere uymaktı; kaldı ki yapılanın yanlış olduğuna kanaat getirdiklerinde verilen emre karşı koymuşlar ve sivil halka tek bir mermi bile sıkmamışlar. Karşı durmadan emniyet görevlilerine teslim olmuşlar. Kim inanır bu çocukların suçlu olduğuna?

Şimdiye kadar hiçbir örgüte, cemaate, tarikata bağlı olmadık. Bize yetecek kadar bildiğimiz bir inancımız vardı; elimizden geldiğince onu yaptık. Cemaat üyesi oldukları söyleniyor; yalan, iftira! Kaldı ki ülkeyi yönetenler bile bir zaman aldandıklarını açıkça söylerken gencecik çocukların, cahil halkın kandırılmış olması daha olası değil mi? Neden onlar ceza çekmek zorunda kalıyorlar? Kandırılmak bir suç ise önce kandıranları (elebaşlarını), sonra da ülkeyi idare edenleri cezalandırsınlar.

Bu çocukların bir okul dönemini harcadılar, okulları kapatıldı; belki gelecekleri de harcanacak. Adil bir yargılama yapılsa tahliye olacaklarından eminiz. Gencecik delikanlıların bilincine korkuyu, şüpheyi, güvensizliği işlediler. Serbest kalsalar bile ne kadar sağlıklı düşünen bir nesil olacaklar? Sadece bekletiliyorlar, yargılanmıyorlar da. Onlar korku içinde, aileleri olarak bizler de kaygı içindeyiz. Bizi bu durumdan bir nebze kurtaracak olan şey yargılanmaları ve gerçek adaletin tecellisidir.
>Mağdur yokmuş… Mağdur da var, mazlum da var, vatan hainleri de… Mağdur; aileler, mazlum; sadece asker oldukları için karşı koyamayıp gittikleri için öğrenciler, hainlerse bu olayları tezgâhlayıp uygulamaya koyanlardır.

Arzumuz ve dileğimiz, suçluların yakalanması ve mazlumların alınlarındaki hain damgasının silinmesidir.

AFET İNCE KIRAT

Yazarın başka bir eseri: Cumhuriyet Şiiri: Afet İnce Kırat ve Atatürk’ün Işığında

3 yorum

  1. Süleyman DİNGİL 9 Şubat 2026

    Sevgili Afet abla gerçekten de çok güzel bir hikaye yazmışsın ellerine sağlık tebrikler.

  2. Reşat Ünver 28 Ocak 2026

    Sevgili Afet hanım, şiir ve öykü yazmak akıl ve zeka ile ilgili bir durumdur. Bir kişinin zeki olduğu söylendiğinde, genellikle bu kişinin ahlaki değerlere ve etik kurallara bağlı, doğru ve dürüst bir şekilde davrandığı anlamına gelir. Siz bu güzel öykünüzle tüm bunları çok güzel anlatmışsınız emeğinize ve kaleminize sağlık saygıdeğer şaire hanım. Sonsuz teşekkürler.

  3. ERTAN YAZICI 26 Ocak 2026

    Sayın Afet İnce Kırat Hanım, tam 10 numara bir öykü yazmışsınız. Bu güzel öykünüzü okuyunca hayatta paylaşım yapmanın nasıl bir duygu olduğunu hemen fark ettim. Gerçekten de hayatta paylaşım yapmak kadar güzel bir duygu yoktur. Ellerinize ve yüreğinize sağlık çok teşekkürler. HAYAT PAYLAŞTIKÇA GÜZELDİR. İnsan okudukça mutludur. Selamlar

Yorum bırak