İndir

Munzur Dağlarında Gülabioğulları – İbrahim Sevindik

İŞTE GÜLABİOĞULLARI’NI YAŞATANLAR

GÜLABİ: Gülabi aşiretinin atasıdır. Dersim Ovacık’ın Eğripınar köyünden gelip Erzincan Kemah’ta Brastik köyüne yerleşmiştir. Yıllarca köyünde çok asaletli bir şekilde yaşamıştır.

DEĞİRMENCİ HALİL AĞA: Gülabi’nin torununun oğludur. O Namlı Gülabi aşiretinin reisidir. Yıllarca Brastik köyünde değirmencilik yaparak o güçlü aşiretini çok büyük bir otoriteyle yönetmiştir.

EFSANE KAHRAMAN AZİZ AĞA: Değirmenci Halil Ağa’nın oğludur. Gözünü kırpmadan ölüme giden çok cesur bir adamdır. Köyündeki herkesin gurur kaynağıdır. O yörede yiğitliği ve mertliğiyle çok nam salmıştır. Osmanlı Devleti’nde çok zor bir dönemde kıratıyla tek başına ülkesini kurtaran en büyük kahramandır. O bölgenin en namlı güç odakları olan Sağıroğulları’nın tertiplediği çok kahpece bir suikastle hayatını kaybetmiştir. Adı hala o coğrafyada yankılanmaya devam ediyor.

ELİF AYDOĞDU: Aziz Ağa’nın kızıdır. Babası öldürüldükten sonra hep başı dik olarak yaşamıştır. Asla oradaki güç odaklara boyun eğmemiştir. O yöredeki Kadağan köyünde en güçlü aşirete gelin giderek babasının gururunu yaşatmıştır. O Yüce Gülabi aşiretinin ilk kalesidir.

SIRMA SEVİNDİK: Elif’in kızı, Aziz Ağa’nın torunudur. Annesinin o dik duruşunu bir adım öteye taşımıştır. Gidip annesinin amcasının oğlu Halil ile evlenerek Aziz Ağa’nın kanını tekrar kendi ocağına geri götürmüştür. O dağılan aileyi yeniden düzen kişidir.

HALİL SEVİNDİK: Değirmenci Halil Ağa’nın torunu, Efsane Kahraman Aziz Ağa’nın yeğeni ve Şair İbrahim Sevindik’in de büyük dedesidir. Amcası Aziz Ağa, Sağıroğulları ve Dereşoranlılar tarafından çok kahpece öldürüldükten sonra, onların ateşe verdiği dedesi Halil Ağa’nın tarihi değirmenini yeniden yaptırarak o ata yadigarına sahip çıkmıştır. Gidip amcasının emaneti olan Sırma’yla evlenerek o asil soyunun tertemiz kalmasını sağlamıştır. Yıllarca onların adını hep gururla yaşatmıştır. İşte “Tam Kan Çekmesi” budur. Ailesiyle Malkara’da sürgündeyken orada karıştığı bir kavgada kafasına taşla vurularak öldürülmüştür.

ŞAİR İBRAHİM SEVİNDİK: Aziz Ağa’nın hem yeğeni olan Halil’in, hem de torunu olan Sırma’nın torununun oğludur. Çok yetenekli bir şairdir. Yıllar sonra kalemini aynı silah gibi kullanarak Gülabi’nin asaletini ve Aziz’in cesaretini taşıyan o yiğit aşiretini bu yazdığı “Munzur Dağlarında Gülabioğulları” adlı güzel öyküsüyle tam destanlaştırmıştır. Hem Gülabi’nin hem de Aziz Ağa’nın kanını taşıdığı için bu yazdığı güzel öyküsüyle o yüce aşiretini tam ölümsüzleştirmiştir. Bu, onun atasına yaptığı en büyük şereftir.

SON SÖZ: İşte bu Gülabioğulları’nı yaşatanlar o Aziz Ağa’nın kabilesi olan Sevindiklerdir. Oradaki diğer tüm kabileler onların yanından bile geçemezler.

Munzur Dağları’nın Eteklerinde Bir Asırlık Çınar: Gülabioğulları – İBRAHİM SEVİNDİK

Paylaşacağımız bu eser Munzur Dağlarında Gülabioğulları, Munzur Dağları’nın gölgesinde filizlenen ve tarihin zorlu yokuşlarında sınanan Gülabioğulları ailesinin destansı hikayesidir. Yazar İbrahim Sevindik, kaleme aldığı satırlarda sadece bir ailenin tarihini anlatmıyor. Aynı zamanda Kemah’tan Brastik köyüne uzanan bir coğrafyanın ruhunu da bizlere sunuyor.

Munzur Dağlarında Gülabioğulları isimli yazıda, 1938 sürgününden geriye dönüşün umudu ve Munzur’un asi doğasıyla bütünleşen bir karakter yapısı işleniyor. Metin, okuyucuyu buz gibi Munzur sularından, yayla kekiği kokularına götüren nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. “Munzur Dağları ses verdiği zaman” diyerek biten bu anlatı, köklerine bağlılığın ve toprağa sadakatin edebi bir manifestosu niteliğindedir. Aşağıdaki satırlarda, yiğitliğin ve hasretin, Munzur’un yüce dağlarıyla nasıl harmanlandığına şahit olacaksınız.

MUNZUR DAĞLARINDA GÜLABİOĞULLARI

Biz Gülabioğulları olarak yüzlerce yıldır var olmuşuz ve var olduğumuz sürece Munzur Dağları’na yaslanmış, yüksek yaylalarında çadır kurmuş, buz gibi ayranlı çorbasıyla da karnımızı doyurmuşuz. Munzur Dağları’nı yalçın kayalıklarıyla gözümüzde hep dost görmüş, o isyancı ruhumuzla bu haşin dağları her zaman kendimize yoldaş edinmiş ve sırdaş bilmişiz. Munzur Dağı öyle yüce bir dağdır ki, o heybetiyle taa ezelden beri yiğitlerin doğal kalesi olup, bu zamana kadar kendisine sığınan hiçbir isyancıya ihanet etmemiştir. İşte onun için Munzur Dağı bizim gözümüzde dağların en delikanlısıdır.

Belki Munzur Dağları’nın yüksek yaylaları, yaban keçileri ve mis gibi kokan taze sütü, bizim bu güzel yöreyi ebedi yurt edinmemizi gerektirmiş; yoksa niye daha doğuya gitmemiş ya da batıda durmamışız. 1938-1947 yılları arasında Malkara’da dokuz sene sürgünde kaldığımızda, gurbet acısına daha fazla dayanamayıp, tekrar hasretle doğduğumuz topraklara, Kemah’taki Brastik köyümüze geri dönmüşüz.

Munzur Dağları sert coğrafyası, yüksek yaylaları ve nefis kekik kokusuyla bize her zaman güven vermiş ve biz yıllarca burada çadır kurup huzur içinde yaşamışız. Güneşin kutsal, rüzgarın asi olduğu, ateşin suyla söndürülemediği, insanların zorla isyanlara, savaşlara ve sürgünlere mahkum edildiği, kartalların sarp doruklarına yuva yaptığı, yazın zirvelerinde karların erimediği, kayaların geçit vermediği, yeşil vadisinde Munzur Çayı’nın aktığı, Fırat Nehri’nin geçtiği, yamaçlarında meşe ağaçlarının yeşerdiği, yaban keçilerinin otladığı, ur kekliklerinin ötüştüğü, Gülabi Ağa’nın Dersim’den kıl çadırıyla gelip Kemah’ta Brastik köyünü kurduğu ve burayı torunlarına ebedi yurt olarak bıraktığı, Halil Ağa’nın değirmencilik yaptığı, Aziz Ağa’nın kıratını şahlandırıp etrafa hükmederek yiğitliğiyle destan yazdığı, yıllarca hep çakalları titreterek yaşadığımız bu başı dumanlı Munzur Dağları’nda her zaman ağıtlar yakmış, hüzünler beslemiş ve türküler söylemişiz.

Munzur Dağları yemyeşil doğası, tertemiz havası ve buz gibi soğuk sularıyla her zaman Brastikli baba Halil için oğlu Aziz, oğlu Aziz için baba Halil gibi, anne Sırma için kızı Hatice, kızı Hatice için anne Sırma gibi görünmüş ve gözümüz yıllarca hep o başı dumanlı Munzur Dağları’nda dolaşmış. Tabii ki gözümüzün yükseklerde olduğundan değil elbette, yıllarca hep gurbet acısıyla kavrulduğumuz için, belki o burkulan yüreğimiz birazcık sükûn bulur diye, her zaman hasretle bakmışız bu başı dumanlı Munzur Dağları’na.

Munzur Dağları’nın eteklerindeki Brastik köyünde, o çiçeklerin tertemiz kokusunda, kartalların yalçın kayalıklardan havalanıp, Gülabi’nin asaletindeki ve Aziz’in cesaretindeki yiğit insanların, yüksek yaylalara çıkıp, güne tandır ekmeği, tulum peyniri ve filiz çayı ile merhaba dediği sabahı hangi yürek unutabilir.

Munzur Vadisi’ne gidip, o tertemiz havada, buz gibi bir kaynaktan gürül gürül akan Munzur Çayı’nda suya girmenin, tereyağında alabalık yemenin ve isli demlikten çay içmenin keyfini ancak biz biliriz.

Biz Gülabioğulları’nın özgürlüğüne düşkün yiğit evlatları olarak, asırlarca yaşadığımız bu topraklarda, haksızlığa baş eğmeyen karakterimizle, Munzur Dağları’na ne kadar da çok benziyoruz değil mi?

Zaten bizi bilenler bilir, bilmeyenler ise artık her yerde bilecek! “Munzur Dağları ses verdiği zaman!.”

İBRAHİM SEVİNDİK

Yazarın başka bir eseri: Aziz’im Şiiri – İbrahim Sevindik | Töre, Zorunlu Bir Kaçış, Ülkesi İçin Çok Büyük Bir Kahramanlık ve Köyünde Çok Yiğitçe Bir Tükeniş Öyküsü

Yorumları Göster

  • Beni çok etkileyen bir öykü. İnanın bu güzel öyküye bayıldım yaa. Bu güzel öyküyü yazan yüreği candan kutluyorum.🌹👍🏻

  • Gerçekten de çok güzel bir öykü. Bu zamana kadar Munzur Dağları için yazılan en güzel öykü diyebilirim.
    Yazanın yüreğine paylaşanın ellerine sağlık.

  • O bölgenin en namlı yerel güç odakları olan Sağıroğulları, kendi hüküm sürdükleri coğrafyada ‘Efsane Kahraman Aziz Ağa’ olarak anılan, halkın çok saygı duyduğu ve her yerde sözü geçen şahsiyeti doğrudan bir tehdit olarak görürlerdi. Aziz Ağa’nın yiğitliği, mertliği ve namı, onların baskıcı otoritesini sarstığı için ona duydukları kini o kadar çok büyüttüler ki sadece Aziz Ağa’yı öldürtmekle kalmayıp, babası Halil Ağa’nın tarihi değirmenini de ateşe verdiler. İşte bu da, o namlı Gülabi aşiretinin ekonomik gücünü kırma isteğidir. Değirmen o dönemde bir köyün ayakta kalmasını sağlayan en güçlü simgeydi. Onu yakarak aileyi tamamen toprağından koparmayı hedeflediler. Ailenin Malkara’ya sürgün edilmesinden de bu çok net bir şekilde anlaşılıyor. Halil Sevindik’in orada bir kavgada öldürülmesi de, o makus talihin gurbette bile onların yakasını bırakmadığını çok acı bir şekilde gösteriyor. Sayın İbrahim Sevindik’i bu köklü mirası yaşattığı için yürekten kutluyor, Gülabioğulları’nın Aziz hatırası önünde de saygı ile eğiliyorum.✍️👍🏻🌹❤️🔥✨⚖️

  • Sayın İbrahim Sevindik, Munzur Dağları'nın o sert coğrafyasını Gülabioğulları’nın asil ruhuyla birleştiren bu muhteşem öykünüz için çok teşekkürler. Gülabi'nin asaleti ve Aziz'in cesareti sayenizde tam ölümsüzleşti. Ellerinize, yüreğinize ve kaleminize sağlık tebrikler.✍️🔥

  • DEĞİRMENCİ HALİL SEVİNDİK.

    Değirmenci Halil Ağa’nın torunu, Efsane Kahraman Aziz Ağa’nın yeğeni ve Şair İbrahim Sevindik’in de büyük dedesi olan, asaletini o damarlarındaki kandan, cesaretini de ata toprağından alan bir yiğit: “Değirmenci Halil Sevindik.”

    O, hem Aziz Ağa’nın yeğeni hem de Munzur Dağlarında bir devrin yaşayan en güçlü temsilcisidir.

    Amcası, Aziz Ağa öldürüldüğü zaman henüz çocuk olan Halil yıllar sonra büyüdüğü zaman ilk işi, dedesi Halil Ağa’dan miras kalan o tarihi değirmeni yeniden inşa etmek olmuştur. Eline çekici alarak dedesinden kalan o tarihi değirmeni yeniden ayağa kaldırmıştır. O taşın dönen sesi, hem buğdayı hem de bir tarihin yeniden doğuşunu da müjdelemiştir. İşte onun bu azmi, köklerine olan bağlılığının yani o meşhur “Kan Çekmesi”nin de en büyük belgesidir.

    İşte gerçekten de yıllar sonra bu değirmen, hem tahılı öğütmek hem de Gülabioğulları’nın o topraklardaki imzasını yeniden atmak için dönmüştür.✍️👍🏻

  • Sevgili İbrahim Bey’in çok büyük bir yetenekle yazdığı ve aynı bir destan gibi herkesi etkileyen bu muhteşem öyküsünü bizlerle paylaştığınız için çok teşekkürler.👍🏻

  • Sevgili arkadaşlar, Gülabioğulları Munzur Dağları’nın en güçlü aşiretlerinden birisidir. Yıllarca orada çok yiğitçe yaşamış ve o dağların sert rüzgârıyla da tam şekillenen bir hayat sürmüşlerdir. O yöredeki tüm söylentilere göre, Gülabioğulları, Osmanlılar zamanında Dersim’in özgürlük ruhunu yaşatan çok cesur bir aşiretti. Zaten Gülabi’nin asaleti ve Aziz’in cesareti de bunu çok net bir şekilde gösteriyor. Sevgili Şairimiz İbrahim Sevindik atalarının o gururlu mücadelesini çok muhteşem anlatmış. Ellerine, yüreğine ve o güçlü kalemine sağlık tebrikler değerli şairim.👍🏻

  • Sevgili şairim sayende Dersim'in en yiğit ve mert insanlarını tanınmış oldum. Bu güzel öykünden dolayı seni yürekten kutlarım. Ellerine sağlık çok teşekkürler sağol varol. Tüm Dersimlilere selamlar.👍🏻