Aile: Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar ve kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birim.
Çekirdek aile: Anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan aile.
Düşük: 28. haftadan önce gebeliğin sonlanmasıdır.
Prematüre: 28-37 hafta arasında doğan tam olgunlaşmamış bebeğe verilen addır.
Düşük doğum ağırlıklı bebek: 2500 gramın altındaki ağırlıklarda doğan bebeğe verilen addır.
Fetüs: Embriyonun gelişimini büyük ölçüde tamamladığı, bütün organ taslaklarının oluştuğu 8 haftalıktan doğuma kadarki durumu.
Gebelik dönemi: Döllenmeyle başlayıp doğumla sonlanan dönemdir.
Plasenta: Rahim duvarında, bebeğin kan yoluyla beslenmesini sağlayan kısım, eş.

1. AİLE HAYATI
1. Aile Kavramı ve Toplumdaki Yeri
Toplum içindeki en küçük sosyal kurum ailedir. Genel olarak aile, tüm toplumlarda geçerli olan, fertler arası ilişkileri, âdetleri, örfleri, görenekleri ve gelenekleri içe-ren, kültür unsurlarını içinde taşıyan bir sosyal kurumdur.
Sosyal yönden, zaman ve mekâna göre farklı yapılarda karşımıza çıkan aile, iki tipte incelenebilir.
Çekirdek aile, anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşur (Resim 5.1). Günümüzde, şehirleşme ve endüstrileşme sonucu, çekirdek aile yapısı daha çok görülmektedir.
Geniş aile ise, anne, baba, onların anne ve babaları, kardeşleri, çocuklar ile bazen kardeş çocuklarını da kapsayan geniş bir topluluktur. Bu tür aileler sosyal bağların daha kuvvetli olduğu kırsal kesimde görülmektedir.
Aile yapısı, toplumların değişmesine bağlı olarak zaman içinde şekil değiştirebilir.

Resim 5.1 Anne, baba ve evlenmemiş çocuklar çekirdek alieyi oluşturur.

Ailenin önemli görevleri arasında, kuşaklar arasında toplumsal bütünleşmeyi sağlamak, dengesizlikleri gidermek vardır. Toplumun kabul ettiği davranışları, diğer sosyal gruplarla iş birliği içinde yeni nesillere benimsetmek, ailenin görevidir. Boş zamanlarında aile üyeleri arasında yakınlaşma ve uyumun sağlanması, özellikle gençlerde ortaya çıkan çelişkilerin giderilmesi ailenin görevlerindendir. Aile üyelerinin bilgi ve becerilerinin artırılması, çağın gereklerine uygun bilinç düzeyine erişmeleri de ailenin görevleri arasındadır. Gençlere doğru ve yanlışın öğretilmesi, örneklerle açıklanması, ahlaka uygun davranışların benimsetilmesi, aile ortamında başarılabilir. Gençlere yeterince sorumluluk vererek bağımsızlık kazanmaları, aile içinde sağlanmalıdır.
Aile üyelerinden birini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen etmenler, ailenin diğer üyelerini de etkiler. Hastalıklar, aileyi olumsuz yönde etkileyen faktörlerdendir. Ailede ağır ve süreğen hastalığı olan birinin ya da ruh sağlığı bozuk birisinin varlığı, tüm aile fertlerini etkiler. Güçlü aile bağları ve dayanışma ile bu etkiler azaltılabilir. Hastalıkların oluşumunda aile içi şartların da önemi vardır. Örneğin, güneş görmeyen, rutubetli bir evde, kötü hijyenik şartlarda yaşayan, iyi beslenemeyen, ekonomik şartları yetersiz bir ailede verem hastalığı daha kolay gelişebilir.
Aile, eşlerin duygusal ihtiyaçlarını karşıladıkları, kanunlara dayalı bir birliktir. Yapısal değişiklikler olmasına rağmen, zaman içinde ailenin görevleri konusunda büyük değişmeler olmamıştır. Her toplumda ailenin, biyolojik, kültürel, ekonomik, sosyal, psikolojik ve eğitim görevleri vardır.

Resim 5.2 Nikâh, evliliğin yasal başlangıcıdır.

Biyolojik görev ile anlatılmak istenen, insan neslinin devamının sağlanması ve eşlerin cinsel ihtiyacının düzenli olarak giderilmesidir. Ailelerin bakabileceği sayıda çocuğa dilediği zamanda sahip olabilmesi, aile sağlığı ve mutluluğunun korunmasında büyük önem taşır. Sık ve çok sayıda doğum yapılması, anne ve çocukların sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerdendir. Böyle ailelerde beslenme yetersizlikleri, gelişme gerilikleri, bulaşıcı hastalıklar, bakımsızlık, ruhsal bozukluklar sık görülür. Çok çocuklu ailelerde ekonomik durum kötüleşir. Bu sebeplerle çocuk yapma yeteneği ve özgürlüğü, aile sağlığını ve mutluluğunu olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde kullanılmalıdır.
Ailenin ekonomik görevi, barınma, beslenme, giyinme, eğitim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması için gereken gelirin sağlanmasıdır. Sadece babanın gelir sağladığı geleneksel aile yapısı, bugün yerini annenin, hatta çocukların da çalıştığı ve gelire katkıda bulunduğu aile yapısına bırakmıştır. Ailenin ekonomik yönden kendi kendine yeterli olması beklenir.
Ailenin sosyal görevi, toplumun temelini oluşturması esasına dayanır. Aile, hem kendi içinde hem de toplumla ilişkileri açısından sürekli dinamik bir topluluktur. Aile üyeleri, birbirlerini sevip saymalı, hak ve görevlerinin bilincinde davranmalıdır. Baba, ailenin birliğini, aile içi düzeni ve geçimi sağlayan kişidir. Anne, babanın yardımcısı olarak, ailenin beslenmesini, çocukların bakımını, aile içinde sevgi ortamını sağlayan kişidir. Ancak bu görevler kesin sınırlarla ayrılmamaktadır. Giderek eşler birbirlerinin görevlerini paylaşmakta, eşit rollere sahip olmakta, ekonomik görevde olduğu gibi sosyal görevde de birbirlerine yardımcı olmaktadır. Zaten günümüzün şartlarında bu paylaşımcı tutum zorunlu olmaktadır.
Aile içinde bulunduğu toplumla sürekli ilişki içindedir. Akrabalar, komşular, hemşehriler ile sürdürülen ilişkilerde yardımlaşma, hoşgörü, sevgi ve saygı ilkeleri göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle bayramlar olmak üzere, dostlar ve akrabalarla görüşmeye imkân tanıyan günlerde sosyal ilişkilerin sürdürülmesi ailenin görevlerindendir.
Ailenin psikolojik görevi, aile içi mutluluğun sürdürülmesinde büyük önem taşır. Aile ilişkilerinin temelini anne babanın birbirlerine karşı tutumları belirler. Aile içindeki görevlerin eşler arasında paylaşılması, sevgi ve saygı temeline dayanan karşılıklı anlayış ve hoşgörü aile mutluluğunun temelidir. Anne baba arasındaki mutlu ve sıcak ilişki, çocukları da mutlu eder ve huzurlu bir ortamda büyümelerini sağlar. Tersine, huzursuz bir ortamda büyüyen çocuklar tedirgin ve mutsuzdurlar. Ailenin eğitim görevi ise çocukların eğitimi ve yetiştirilmesini içine alan bir görevdir. Eğitim aile içinde başlar, okulda ve sosyal çevrede devam eder. Aile, en etkin eğitim kurumudur. Aile içinde eğitimin sağlanmasında en önemli görev annenindir. Çünkü çocuklarla doğrudan ilişkisi olan kişi annedir. Bu nedenle bir toplumun kalkınmasında, o toplumdaki annelerin eğitim düzeyleri ve toplum içindeki yerlerinin büyük önemi vardır. Kadınların eğitimine verilen önem, çocukların eğitimine doğrudan yansır. Bu da yeni nesillerin daha iyi eğitilmelerinde ve daha sağlıklı olmalarında etkili olur.