BAŞARISIZLIĞIN NEDENLERİÖSS'de neden başarılı olamıyoruz?Bu yazıda ÖSS'ye giren öğrencilerin başarısız olmalarına neden olan ana sorunları ele alarak, bu sorunlarla başa çıkabilme stratejilerini dile getirmeye çalışacağız.

ÖSS SINAVINDAKİ BAŞARISIZLIĞIN ANA NEDENLERİ (1)
Merhaba sevgili gençler! Yine güzel bir konuyla karşı karşıyayız. Bu makālemizde ÖSS sınavındaki başarısızlıkların ana nedenlerine değinmek istiyorum. Asıl amacımız, ÖSS sınavına giren öğrencilerimizin başarısız olmalarına neden olan ana sorunları uzun uzadıya ele alarak, bu sorunlarla başa çıkabilme stratejilerini dile getirmeye çalışmak. Dilerseniz, ilk aşamada öz-güven eksikliği konusunu ele alalım…Bilimsel araştırmalar sonucu elde elden bulgulardan hareketle, beynimizin biyolojik işleyişine değinerek başlamak istiyorum. Bu işleyişi iyi kavradığınızda, o zaman güvensizliğinizin biyolojik altyapısını da idrâk etmiş olacaksınız. Bu bilgilenme ile dikkat etmeniz gereken köşe taşlarına daha dikkat edecek; kendinizi yalnızca psikolojik olarak değil, fizyolojik olarak ta öz-güven sahibi olmaya hazırlayabileceksiniz.




Nasıl mı? O zaman bu paragrafı dikkatlice okuyun lütfen!
Fizyolojik bir varlık olarak biz insânların hayâtîyet faaliyetlerini yürüten sisteme solar plexus adını veriyoruz. Bu sistem hayâtî fonksiyonlarımızı bilinçsiz olarak destekleyen tüm zihinsel eylemlerimizin gerçekleştiği bir kanal/sistem gibidir. Bu sistem, beyin tarafından gelen düşüncelerin mâhiyetine göre vücûdun bütün savunma pozisyonlarını ve yaşamsal algı düzeylerini hazırlar. Bir anlamda yaşamdaki gerçeklikler salt olarak bu sistem tarafından dizayn edilir, sınıflandırılır, figürize ve stilize edilir. Aslında bir anlamda yaşamı bilişsel katılımımızla bizler kurgularız. Demek ki bizi kuşatan “Verili” ve “serili” olan dış âlem, duygusal ve bilişsel şemalarımızın uzantısı olan açılımlardır. Bu açılımların kaynağında ise “solar plexus” adlı sistem vardır. Zâten bunun içindir ki, ruhsal rahatsızlıkları olanlar kendi durumlarını pek garipsemezler, hattâ bu nedenle görüş ve hezeyânlarına, fikir ve düşüncelerine sımsıkı sarılırlar. Çünkü onların “solar plexus”unun yaşamsal gerçekliği algılayış biçimi ve bu algıları içeriklendirmesi tamâmen aynı / türdeş şemalar üzerine oturmuştur ve bu nedenle kendi iç dünyalarında hiçbir çelişki yaşamazlar. Aynen öyle, sizlerin de bilinçli veyâ bilinç-altı faaliyetlerinizden kaynaklanan tüm düşünceleriniz, tamâmen vehim, hâyâl, evhâm, kaygı, korku, yersiz kuşku veyâ vesvese olabilir. Bu düşünceleriniz, beynimiz tarafından “solar plexus”a gönderildiğinde; Solar Plexus da [sanki bu düşünceler sâhiden gerçekmiş gibi] bu düşüncelerimize paralel, uygun ve tedbir olarak tepkisel ve önlemsel bir tür yaşamsal gerçekliği tasarlar, savunma pozisyonu alır ve ânında savunma stratejilerini “gerçekliğe” dönüştürür. Böylece tüm var-oluşumuz, sistemik olarak “olumsuz ve başarısız gözüken ya da kurgulanan bir yaşamsal gerçekliğe” hazırlık yapar ve her bir iç veya dış “uyaranı” da bu olumsuz yaşantılamanın belirtisi olarak algılar ve bu nedenle devamlı olarak tetikte beklemeye başlar. Bu tetikte bekleme ise gerilim ve stres yaratır. Karamsarlık ve çâresizlik duygu-durumu giderek düşünce dünyânıza egemen olur. Diğer yaşamsal ve beyinsel faaliyetler ise bu nedenle solar-plexus tarafından askıya alınır. Konsantrasyon, motivasyon ve diğer bütün normal beyin faaliyetleri terk edilir, akabinde “biyolojik ve psikolojik var-oluşunuz” bütünsel [holistic] olarak savunma pozisyonu alır; son tahlilde ise zihinsel bir kitlenmişlik (blokaj) yaşanmaya başlanır. Bütün bu sürecin sonucunda ise, başarısız olmayı kabûllenen ve çaresizce yine “başarısız” olacağını düşünen, bu nedenle de “yeni-bir-girişim” yapmaktan kaçınan –yeni ve yenik- bir edilgen kişilik örüntüsü ortaya çıkar. Başta söylediğimiz gibi bu durum yeni yenilgiler dizisini; yeni yenilgiler dizisi de patojenik (hastalıklı), kronik bir “güvensizlik” ve “başarısızlık beklentisi”ni doğurmaktadır. Evet sevgili gençler…..! Silkinin ve kendinize gelin..! Olumsuz düşüncelerle beklentilerinizi yukarıdaki gibi pekiştirmeyin. Beyninizden, “Solar Plexus” sisteminize yanlış, hayâlî, korkulu, olumsuz, edilgen ve kötümser veriler veyâ düşünceler göndermeyin. Yaşamınızın kaptanlığını aslâ solar-pelexus’unuza terk etmeyin..



ÇÖZÜM ÜZERİNE TETKİKLER
Çözüme geçmeden önce, sizden birkaç ricâm olacak. Şöyle ki;1) Bu makālede ele alınan sorunları ve engelleri iyi okuyarak ve anlayarak kendi hayâtınızla lütfen ilişkilendirin ve yüzleştirin. 2) Tespit ettiğiniz engellerinizi ve sorunlarınızı böylece tanımlamış olun. 3) Problemlerinizi dâim⠓paranteze” alın. Onları bir tümör veyâ kötü huylu bir ur gibi görüp telâşa kapılmayın. 4) Problemlerinizin, yaşamınızdaki muhtemel olumsuz etkilerini başka alanlara taşırmadan ve de bulaştırmadan, erken teşhisle ilk elden hemen müdahâleye ve mücadeleye başlayın. Bu acil eylem planı ile hazırlanırsanız, işte o zaman her şeyin yoluna girdiğini siz de göreceksiniz. Unutmayın bu problemli duruma bir ânda veyâ birkaç saatte gelmediniz. Sorunlarınız, geçmiş yıllarınıza dayanan köklü sorunlar olabilir. Dolaysıyla bu sorunlarınız ve engellerinizi bir ânda bir oldu-bittiyle çözemezsiniz. Sabırla, âzimle ve metânetle sorunlarınızı paranteze alarak ve sorunlarınızla kısım kısım / parça parça yüzleşerek, kendi kişisel bataklığınızı bizzât kendiniz kurutmalısınız. Başarılı olmak için popüler gazetelerin marjinal köşelerindeki 3-5 maddeyi okumak ve uygulamak yetmez. Bunlar, işgüzarca oyalanmaktır ve zaman kaybıdır. Başarı için katıksız;Kararlılık, Danışmanlık, Paylaşım, Öz-güven, İcraât, Değerlendirme, Risk alma, Öz-eleştiri yapma, Kendine dışarıdan bakabilme, İstikrârve en önemlisi de AŞK ister. Kendinizi ve kendi geleceğinizi sevmemiz gerekmektedir. İnanın sevgili gençler, size o kadar ihtiyâcımız var ki…! Haydi, ne duruyorsunuz? “Kalkın ve Yürüyün..!” Dostoyevski’nin dediği gibi “İnan bana genç dostum, dünyada daha yapacak çok iş var…!”Evet, şimdi sizden son bir daha ricâm olacak: Lütfen bütün alıcılarınızı açın ve projektörlerinizi kendinize yöneltin. Aşağıdaki açıklamaları okudukça kendinizi ölçün, tartın ve yeniden değerlendirin… Kendinizi oto-analizden geçirin lütfen… İşte başlıyoruz!



KENDİNE GÜVENSİZLİK
“Güvensizlik”, genel anlamda bir sorun. Bu sorunun pekişmesinde daha önce yaşanılan ve kazanılan yanlış tecrübelerin çok büyük bir etkisi vardır. Bu duruma psikolojide öğrenilmiş çaresizlik (learned helplessness) diyoruz. Yetişmiş olduğunuz psiko-sosyal ortam da çok önemli tabiî ki! Dâimâ koruyan, gözeten, panik, ağlamaklı bir anne tarafından büyütüldüyseniz böyle bir sorununuzun olması çok doğal. Bunun tam tersi de görülebilir aslında. Yâni, tamâmen baskıcı, örseleyici, zedeleyici, cezâlandırıcı, aşağılayıcı ve hırpalayıcı bir psiko-sosyal ortamda yetişmişseniz; elbette ki kendinize olan güveniniz önemli oranda tükenmiş olacaktır. Bu ve benzeri nedenlerden ötürü “Bağımlı” bir kişilik geliştirmiş de olabilirsiniz. Kıyâfetinizden arkadaşlarınıza değin, gideceğiniz okuldan kayıt olacağınız dershâneye değin, okuyacak olduğunuz bölümden seçecek olduğunuz orta öğretim alanına değin her şeyinize müdahâle edilmişse, elbette ki kendinize güveniniz tam anlamıyla pekişmemiş durumda olacaktır. Bu “güvensizlik” duygusunun vermiş olduğu ikircikli duygularla her karar aşamasında “iki-arada-bir- derede” kalacaksınızdır. Bu durum, peşi sıra yeni başarısızlıklar getirecek ve yeni başarısızlıklar da, ardışık olarak yeniden “güvensizlik” duygusunu pekiştirecektir. Bu duruma neşter atmadıkça ve bu sorununuzu paranteze almadıkça, yaşam boyu bu kısır-döngü devâm edip gidecektir. Sonuçta biyolojik olarak yaşayan ama psikolojik olarak yavaş yavaş ölen ve tükenen bir birey olacaksınızdır. Size tavsîyem aslā bu duygu durumuyla ÖSS sınavına hazırlanmayın ve de girmeyin. Sınavınızın gerektirdiği teçhizâtı donanın. Mataranıza suyunuzu koyun. Başarısız olduğunuz derslere demir atın, siper kazın. Miğferinizi aslā çıkarmayın. Kılıcınızı kuşanın, süngünüzü takın. Yeniden deneyin. Eksik olduğunuz yerleri tamamlayarak, konu bazlı taramalar ve çözümlü sorular çözerek âdetâ yaralarınızı bandajlayın. Zaferinizi kutlayacak olduğunuz günlerin hayâlinden “ilhâm” alın. Duygusal ve manevi yakıt tanklarınız olsun yani.. Pro-Aktif bir kimlik ve kişilik üzerine yatırım yapın. Bireyleşin. Özgünleşin. Özgürleşin. Ne kadar kötü olabilir ki? ÖSS’yi kazanamadığınızda zâten bir sürü sıkıntı çekecek, kırılmışlık ve zedelenmişlik yaşayacaksınız. Bâri hazırlanırken sıkıntı çekin. Hiç değilse elinizden geleni yapmış olmanın mutluluğunu, onurunu ve güven duygusunu yaşarsınız. Unutmayınız ki, bu duyguya sınav esnâsında çokça ihtiyâcınız olacak. Yani onurdan ve elinden geleni yapmış olmaktan kaynaklanan güven duygusuna…. Ve yine unutmayınız ki sınav esnâsında, her tür soru biçimiyle zâten deneme sınavlarında ve de evdeki çalışmalarınızda karşılaştığınızı düşündüğünüzde, sınav kitapçığında herhangi bir sürprizin sizi beklemediğini veyâ gerçek sınavın konsept olarak farklı bir deneme olmayacağını kendinize bir iç-konuşmayla söylediğinizde, kendinizi daha rahat hissedeceksinizdir. Öte yandan soruların %99’unun âşinâ sorular ve konular olacağını idrak ettiğinizde, sınav esnâsındaki heyecânınız tamâmen ortadan kalkacak ve psiko-biyolojik yapınız bu duygu durumuna uygun bir pozisyon alacaktır. Nörolojik olarak rahatlayacak ve bir tehlikeyle karşılaşmışsınız gibi refleksivite durumuyla karşılaşmayacaksınızdır. Böylece kendinizi daha güvende hissedecek ve dikkatinizi yaptığınız işe/soruya daha da yoğunlaştırabileceksinizdir. Unutmayın, iç dünyânıza ne ekerseniz, dış dünyânızda onu biçerseniz.!Eğer bugüne değin, güvensizlikten yakınmışsanız, yapmanız gereken şey ilk önce güvensizliğinizi besleyen “hazırlıksız olma durumu”nuzu ortadan kaldırmaktır. Daha sonra da, bilişsel bir yapılandırma ile, soruların “bilinen” soru tiplerinden olduğunu ve de daha önce test edilmiş konulardan geldiğini kendinize bir iç-konuşmayla söylemelisiniz. Eğer tamâmıyla hazırsanız ve elinizden geleni yapmışsanız, bu duygu durumuyla soruların tümünün % 70’ini rahatça çözebileceğinizi kendinize fısıldayın ve derhâl işinize koyulun. Davranışçı-Bilişsel Terapiler’in önemli aşamalarından birisi olan “gerçeklik yapılandırması” ve bu yapılandırma üzerinden kendinizle içten içe konuşmanız, en önemli güvenlik halkanız olacaktır. Bu yapılandırmanın uzamında “Turlama Tekniği” ile soruların % 70’ini bitirdiğinizde, geriye kalan % 30’luk bölümü ise bir önceki bölümü bitirmiş olmanın verdiği öz-güvenle tekrar baştan başlayarak çözmeye çalışın. Daha önceki başarısızlıklarınızı aslā gelecekteki vey⠓şimdi–ve–burada”ki yaşamanızın dokularına —adetâ bir virüs gibi— bulaştırmayın. Unutmayın her nefes, her tanyeri, her gün doğumu yeni bir şanstır. Seçin! Seçim yapmaktan korkmayın..! Çünkü her insân, seçimlerinin toplamıdır. İnsanlar olarak kendimizi ve yaşamımızı seçimlerinizle şekillendiriyorsunuz. Daimâ şimdi-ve-burada, başarılı olmayı ve ne olursa olsun yeniden denemeyi seçin! Geçmişin enkazlarını kurcalamayı bırakın! Değişmeyi ve denemeyi seçin! Olumlu düşüncelerle iç dünyânızı zenginleştirmeyi seçin! Atılım ve girişim yapmayı seçin…..!Ondan sonra seçileceksiniz..!Göreceksiniz…!



Her gencin bir hedefi olmalı
İstanbul’un fethi size neyi hatırlatıyor? Gönül erlerinin İlahi müjdeyle müjdelenmek, insanlığın önünü açmak, yollarını aydınlatmak için büyük bir sebatla birbiri ardına bayrak yarışında bulunduğu, bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılmasına sebep olan büyük fethin genç bir kumandana Fatih Sultan Mehmet Han’a nasip olması içinizde hangi duyguları harekete geçiriyor? Evet, yeni nesiller için fetihler devam ediyor. İstanbul’da ve daha pek çok güzel şehirde, güzel insanlarla dolu güzel ülkelerde gözyaşı içinde pek çok kişi var. Ailede, okulda, sokakta şiddet; işyerlerinde haksızlık, rüşvet, güvensizlik; toplumda zararlı alışkanlıklar, fuhuş, terör gibi insanlığın acı kaynaklarının kurutulması için gönüllerin fethedilmesine devam etmek gerekiyor. Bu da insanlığın derdini kendine dert edinmiş, acıları hafifletmeye karar vermiş, insanı ve bütün varlıkları seven ve değer veren siz değerli gençlerin gayret göstermesiyle mümkün olabilir. Bu satırları okuduğunuzda “Kendim ve insanlık için ne yapabilirim?” diye düşünüyorsanız bilin ki yapabileceğiniz çok şey var. İstanbul’un fethini gencin ideal belirlemesi hedef seçmesi ve gerçekleştirmesi aşamaları açısından değerlendirdiğimizde insanlık sevgisi, doğruya ulaşmak arzusuyla dolu kişilerin yararlanacağı pek çok güzel örnekle dolu olduğunu görüyoruz.



Hedefler doğru seçilmeli
Her bireyin sahip olduğu özellikler, ilgi, yetenek ve imkanlar farklıdır. Kişinin hem kendisi hem de bütün insanlığın huzur ve güven içinde kendisine layık şekilde yaşayabilmesi için bir hedefi olmalıdır. Bu hedefin şekillenmeye başlaması bazen küçük yaşta, okulöncesi dönemde bile olur. Çocuğun doktor öğretmen, yazar, devlet adamı, iyi bir ev hanımı, anne baba olma gibi bir veya birbirini tamamlayan birkaç hedef edinmesine bazen bir, bazen de birkaç neden yol açar. Eksikliklerin farkında olmak veya güzel örnekler bu nedenler arasındadır. Şifa bulunamayan bir hastalıktan ölen bir yakın, haksızlığa uğramış bir kişi, idarede görülen eksiklikler veya başarılı bir kişiye, büyüğe benzeme isteği ideallere temel teşkil eder. Bireyin hayatında etkili kişilerin anne-baba ve öğretmen gibi büyüklerin beşeri ve sosyal ihtiyaçların ve bunlara ulaştıracak güç ve imkanların farkında olmasını sağlaması da ideallerin şekillenmesi ve hedefin belirlenmesine katkıda bulunur. Bununla beraber birey gençlikte de ailesinin etkisinde kalmadan çocukluğundaki idealden farklı bir hedef veya hedefler edinebilir.



Hedefe ulaşmak hayal etmekle mümkündür
Fatih Sultan Mehmet kendisini büyük bir ustalıkla nakış gibi ailesinin ve hocalarının yüreğine düşürdükleri aşkla daha çocuk yaşta bu yola gönül koymuş, hayallerini bu fetih hayalleriyle süslemiş oyunlarında İstanbul’u bir değil belki yüzlerce kere fethetmişti. Hedefe kavuşmak; önce hayal etmekle mümkündür. Bir problemi zihnimizde tasarlamadan çözemeyiz, bir ideali zihnimizde oluşturmadan ve gerçekleştirmeyi istemeden o ideale ulaşamayız. Hedefe ulaşmak için tabii ki tek başına hayal yetmeyip basiret ve bilgi sahibi olmak, gayret etmek ve çalışmak gerekir. Basiret ve bilgi, fikir ve maharet sahibi olmayı sağlar. Bilgiye değer veren kişi bilgi sahibine de değer verir. Başarı için gereken de ekip ruhudur. Gencin yetişkinin, öğrencinin, öğretmenin, hocanın, talebenin birbirine değer vermesi, imkanlarını güçlerini birleştirebilmesi ile pek çok fetih (açılış) gerçekleştirilmeye devam ediyor. Gönüller güzelliklere açılıyor. Gençleri yeni ufuklarda büyük başarılar bekliyor.



En büyük fetih gönül kazanmaktır
En büyük fetih, gönüllerin fethedilmesi yani doğru ve güzele doğru yönlendirilmesidir. Kendini bilen, kendini tanıyan, önce kendi gönlüne açılan kişi, içindeki büyük gücü, kendisine bahşedilmiş yetenekleri keşfeder, neleri yapması gerektiğini, neleri yapabileceğini, hedefine ulaşmak için kendisini nasıl donatması gerektiğini fark etmeye başlar. Ve donanım sahibi olmak için ilme sarılır. Gerçekten de bilgi olmadan başarı gerçekleşemez. Bilginin temelleri de daha çocuk yaşta atılır. Çocuğun ilim öğrenmeye istekli olmasında ailesinden aldığı temel eğitim büyük ölçüde etkilidir. II. Mehmet daha çocuk yaştan itibaren devrinin en seçkin hocalarının elinde yetişmişti. Devrinin, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Vezir Sinan, Ahmet Paşa gibi birçok âlimi, II. Mehmet’e dünyevî ve uhrevî ilimleri talim ettiriyordu. Sekiz yabancı dil öğreniyor, gün geçtikçe ufku açılıyordu. Fakat ilim öğrenmeyi kendisi istemeseydi kendisine sunulan bu imkanları değerlendiremezdi. Pek çok aile gençlere sundukları imkanları değerlendiremediklerinden yakınmaktadırlar. Diğer taraftan bilginin temelleri atıldığı takdirde kişi bilgiye ulaşacağı kaynakları bildiğinden sahip olduğu kapasiteyle eksiklerini kendi gayreti ile de tamamlamayı hayat boyu sürdürür.



Bilginin yararlı olabilmesi için karakter güçlü olmalı
Hedefe giden yolda sahip olunan ilmin yararlı olması içinse kişinin karakterinin ve manevi değerlerinin güçlü olması, şefkat, merhamet sevgi, tevazu, hoşgörü, yumuşaklık sükunet, öfke ve duygu kontrolü, özeleştiri, saygı gibi insanî duygulara ve özelliklere sahip olması gerekir. İnsanın bir başka varlığa zarar vermemesi, kendisine ve başka varlıklara ve insana değer vermesi, duygularına hakim olup aklını kullanması ile mümkündür. Bu da bu güzel duyguların kaynaklarından beslenen kişilerle beraber olup onlarda güzel örnekler görmeyi gerektirir. Bunun örneğini yine büyük fethi gerçekleştiren büyük Fatih’in hayatında görüyoruz. II. Mehmet’in öyle bir hocası vardı ki ondan etkilenmemesi, onun fikirlerine danışmadan ve gerektiğinde icazet almadan hareket etmesi imkânsızdı. O İstanbul’un manevî fatihlerinden ilim ve gönül eri Akşemsettin’di. O, hem İslami ilimlerde hem de tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte zamanının ünlülerinden olmuş, Yunus Emre’ler, Mevlana’lar, Hacı Bektaş Veli’ler, Hacı Bayram Veli’lerle aynı kaynaktan beslenip aydınlanarak bu büyük fethe şevk ve gayretle hazırlanmıştı. Fetih sırasında genç sultanı teşvik ettiği gibi fetihten sonra da adalet üzere idare edebilmesi için tevazu sahibi olmak gibi konularda manevi eğitimine devam etmişti. Mesele gönülleri fethetmek olunca bu güzel örneklerden istifade ederek hayatımızı ve kendimizi düzenlememiz gerekiyor.



Zaman yetmiyor mu dediniz?
Zamanının yetmediğini söyleyen herkesin kendisine şu soruları sorması gerekir. Erteleme yapıyor muyum? Önceliklerimi iyi biliyor muyum? Bir konuyu öğrendiğimde gerekli tekrarları yapıyor muyum? Başkalarının istediğini kendi istediğimden ve olması gerekenden önce mi yapıyorum? Televizyonu ve bilgisayarı verimli ve ölçülü kullanıyor muyum?Oyuna ne kadar zaman ayırıyorum?.. Hobilere, spor ve sanata ne kadar vakit ayırıyorum? Nasıl dinleneceğimi iyi biliyor muyum? Tembelliği yenmek için sıkılsam da çalışmaya devam ediyor muyum?



* Hiç kimse mükemmel değildir
Kimse mükemmel olamaz. Önemli olan kişinin kendi eksiklerini aşağılık kompleksine, yıkılacak kadar aşırı suçluluk duygusuna kapılmadan görebilmesidir



. * Eksikliklerinizle mücadele edin
En büyük ve değerli mücadele ve gayret kişinin kendi kötü veya olumsuz özellikleri ile başa çıkabilmek için gösterdiği gayret ve mücadeledir.


* Zamanı iyi kullanın

Zamanı iyi kullanan kişi hedefe giden yolda gereken bilgi ve becerileri elde etmekte daha az zorlanacaktır.


Üç Şifre: Bilgi, Yetenek ve Maharet
İdealist genç hedefe giden yolda bilgi ve yetenek (fikir ve maharet) sahibi olmalı, bunun için de zamanını iyi kullanmalıdır. Zira belli bir konuma gelen kişinin o konum için gereken bilgi ve beceriye daha önceden sahip olması, ön hazırlık yapması gerekir. Diğer taraftan kişinin bilgi sahibi olmasının toplumu ve insanlığı daha iyiye, güzele götürebilmek yolundaki ideallerini gerçekleştirmesi için tek başına yetmeyeceğini hepimiz biliyoruz. En değerli bilgi hayata geçirilen bilgidir. Bu sebeple Söz Sultanı (sas) faydasız ilimden Allah’a sığınmıştır. En hayırlı insan da insanlara yararlı olan insandır. İnsanlığın içinde bulunduğu problemlere çözüm aramaya çalışanlar iki noktada tıkandıklarını söylüyorlar. Menfaatçilik, ailelerin ihmali. İdealist insanlar en yakınlarını ihmal etmedikleri, onları da geliştirmeye çalıştıkları ve ben merkezcilikten uzaklaşmanın örneklerini en yakınlarına sundukları takdirde güzel örnekler daha etkili şekilde dalga dalga yayılacaktır. Bazen kişi uzaktakine yararlı olmaya çalışırken en yakınındaki kendisine ihtiyacı olan kişiyi görememektedir. En yakınları onun desteğine ve yardımına muhtaçken başka kişilerin yardımına koşmakta dengeye dikkat etmek gerekir. Belki en yakınların ihtiyaçlarını giderecek kişileri bulup hedefine koşmaya devam etmek; fakat ihtiyacı olanları görmezlikten gelmemek gerekir. İdealist kişiler en yakınlarından başladığı takdirde milletçe hedefe ulaşmak daha kolay olacaktır. Bunu insanlık önderlerinde bütün canlılığı ile görüyoruz. Kişi sosyal yönü ile bireysel yönünü dengeleyebildiği bir yandan kendisini geliştirip bir yandan öğrendiklerini hayata geçirebildiği, hem öğrenci hem de öğretici olabildiği ölçüde ideallerine ulaşabilir.